Sineklerin Tanrısı – Sadece Bizim mi Tanrımız Var Sandınız?

Hayır yok. Sineklerin de tanrısı var. Hepimiz aynı tanrı tarafından yaratılmış olsak bile o tanrıyı sadece biz bilmiyoruz. Neyse felsefik konuşacaksak bitmez bu yazı. Ya da biter bir deneyelim.

Kitap hakkında hafif şeyler yazayım. Betimlemeleri sıkıcı. Yani yarıya kadar geldiğinizde sadece gözleriniz okuyor o betimleme yazılarını. Ama karakter konuşmaları ve davranışları betimleme ne kadar sıkıcıysa o kadar iyi olduğu için dengeliyor. Şu an terazi dengede. Kitabın sonunda da sürpriz bir karakterin sürpriz bir peygamber olduğunu öğrenince terazinin iyi olan tarafı daha ağır basıyor ve kazanan Sineklerin Tanrısı kitabı oluyor.

Özet yazmak istemiyorum bu yazılarda spoiler falan vermeyi hiç sevmem ama bunda yazacağım. Aşağıdaki paragraf ağır spoiler içerir.

Ada var bir tane. Bu adanın içinde çocuklar var. Dış dünya hakkında da bildiğimiz sadece gelecekte bir savaşta, atom bombaları futbol maçıymış gibi ülkelerden ülkeye oynanıyor. Bu çocuklarda güvenli yere uçakla giderkene uçak düşmüşte bunlar yaşıyor olarak çıkmış.

Raphl adında bir delikanlı var. Domuzcuk var. Jack var. Rogel var. Simon var.Diğerlerini bilmeseniz de olur.

Raphl adanın ilk günlerinde seçimle şef oluyor. Jack de olmak istemişti ama onu seçmediler. Jack kavgacı biri birazda gidip domuz avlıyor bazen adanın ormanında.

Raphl diyor ki beyler ateş yakında gemi görür de alır bizi kurtuluruz buradan. Jack tamam diyor ateş görevi Jack ve ordusuna veriliyor. (Ordu= Onun kankaları.)

Sonra Jackler dayanamıyor domuz avlıyor ateş sönüyor, Raphl la napıyonuz siz bakın gemi gitti diyor. Jack de utanıyor eziliyor.

Domuzcukta adadaki tek akıllı çocuk. Realist ama ezik tipinde olduğu için onunla dalga geçiyorlar. Raphl ise zamanla ona alışıyor ve onun beyininden yararlanıyor. Beyin takımı oluşturuyor.

Adada söylentiye göre canavar vardır bu arada. Millet korkuyor. Jack, Raphl falan bunlar ilk başta inanmıyor sonra gözleriyle görüyorlar canavarı. (Aslında paraşütte asılı kalan bir adamdır o ama paraşüt şiştiği için ölü adam canavarmış gibi gözüküyor.)

Domuzcuğun gözlüğüyle ateş yakıyorlar. O ateşi de sürekli yanık tutmaya çalışıyorlar. Ama Jack avlanmak istiyor. Ateş işinden de sıkılıyor. Zaten diğer çocuklarda sıkılmıştır bu işten eğlenmek istiyorlar. Jack gidiyor ayrılıyor gruptan. Sonra domuz avlayıp şölen veriyor. Millet bakıyor ki domuz ne tatlı be Jack’in takımında kalalım. O sırada yağmur yağıyor fena yağıyor ama. Simon’da adanın ormanında o domuz başını görüyor. Ula bu ne ola ki derken sineklerin tanrısı olduğunu öğreniyor ve biraz konuşuyor bunlar. Adada bir canavar vardır ve canavar aslında insanın kendisidir. Sonra az ileride o paraşütçüyü görüyor. Oraya gidiyor. Yoruluyor tabii ki de. Sonra gece yarısı o adamı gösterirken diğerleri Simon’u canavar zannedip öldürüyorlar. Bunu kendileri de öğrenemiyor.

Sonra Jack’in takımı dolup taşıyor. Raphl ise ateş önemli ya hu ne yapıyorsunuz siz tek kurtuluşumuz ateş diyor. Ama Jack sadece yemek yemelik ateş yakıyor. Yani uzaktan görünmüyor onun ateşi.

Jack ateş için domuzcuğun gözlüğünü çalıyor. Döverek alıyor zaten daha önceden de yumruk atarak kırmıştı onun gözlüğünü.

Bunlar adada mağarada kalıyor. Raphl, domuzcuk ve birkaç kişi hariç.

Sonra domuzcuk diyor ki ben göremiyorum ben gözlüğümü istiyorum böyle bir şey olabilir mi ya! sonra bekle bizde geliyoruz diyor Raphl. Sonra o yukarıdaki mağaraya çıkıyorlar. İstiyorlar gözlüğü biraz Raphl ile Jack dövüşüyorlar. Sonra Roger bir kayayı bilerek domuzcuk ve Raphl’ın üzerine sürüklüyor. Raphl kurtuluyor Domuzcuk uçarak ölüyor.

Raphl zor zar kaçıyor. O ikizlerde artık tutsak olmuştur. Raphl’ı bunlar aramaya koyuluyor çünkü onuda öldüreceklerdir. Adayı yakıyorlar. Raphl kaçıyor kaçarken üniformalı askerleri görüyor (deniz subayı.).

Raphl ağlıyor diğer çocuklarda sonra sanırım kurtuluyorlar ne olduğu bilinmiyor kitap bitiyor.

Kitap güzel ama benim ilgimi çekmedi. Yani daha iyi kitaplar var mesela Otomatik Portakal’da ince olmasına rağmen iyidir ama kitap karşılaştırmasına gerek yok. Abartıldığı kadar bir kitap değildi bana göre. Simon aslında HZ. İsa imiş hikayede. Çünkü sürekli yardım eden vs. biriydi hikayede. Bana biraz ticari geldi bu. Ama doğruysa da takdir etmek gerekir yazarı. Sonuçta ödül almış bir kitap. Ama bu beni ilgilendirmiyor elbet.

Ben kitap okurken beni sürüklemesini isterim. Yani eğer kitabı okurken gözüm kaçıncı sayfadayım diye bakarsa o kitap bence olmamış demektir. Bu bu kitapta çok oldu. Belki de otobüste vs. okuduğumdan zorlanmışta olabilirim. İleri ki zamanlarda tekrar okuyabilirim. Ama daha okuyacağım çok kitap var. Şimdi de Martı canıthın bitiyor. O kitap mesela güzel ama içeriğini full resim koymuşlar. 150 sayfanın yarısından biraz azı fotoğraf maalesef. Ama okunuyor mu okunuyor.

Güzel yazamamış olabilirim bu yazıyı. Zorla yazdım gibi bir şey oldu çünkü bir şeyler yazmak istiyordum. Bundan sonra Toprak Ana’yı okuyacağım. Cengiz Aytmotov bakalım Beyaz Gemi – Sırlar Dünyası final bölümü‘nden farklı haz yaşatacak mı bana.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir